12 Aralık 2015 Cumartesi

Kalbim

İnsanlar başkalarının tavsiyelerini sormak ya da dinlemekten kendileri gibi olamıyorlar. Onu mu dinlesem kendim mi olsam? Derken hayat kaçıyor.
Fikrini duymamak için anlatmıyorum, içeriyi merak etmediğimden sormuyorum, uygulamayacağımdan da dinlemiyorum. Yolum basit.
Tek klavuzum var.
O da tatlı kalbim.. ❤️

Senin klavuzunun da kalbin olmasını isterdim sevgili okur. Çünkü küçük prensin de dediği gibi,
Gerçeği gözlerimizle değil, kalbimizle görebiliriz ancak. 



28 Kasım 2015 Cumartesi

Kasım

Kafam öyle dolu ki. Bin ayrı şeye bin ayrı şekilde ve bin saat süren trafiğin içinde kala kala hiç bir şeye tam yetişemiyorum sanki. 
Kasım'ın ne ara geldiğini bile farkedemedim bu sene. 
Kasım'da en sevdiğim aşuremi bile pişiremedim.
Bal kabağı çorbasını yapmayı da öğrenemedim yine bu kasım'da.
Üstelik geçen sene söz vermiştim kendime. 
Ama işte her kasım bir olmuyor. Ve gelecek sene kim bilir nerelerde olacağım, hangi yeni mutfağımda?
Uf kasım. 
Tarçınlı kurabiyeler, ekmekler, turtalar, şunlar bunlar işte.
Yemek yapmayı dahası yemek yazmayı çok özledim.


Bir anda çizgi filmlerdeki gibi göz açıp kapayıncaya dek geçen bir sürede, her şey baş aşağı olsa ve birden mekan değişse.
Nasıl olurdu hiç düşündünüz mü?

Ben hep düşünüyorum bu aralar.
Düşünüyorum ve oluruna inanmaya başladım hatta.

Gidiyor musun sevgili kasım?
Güle güle.


15 Kasım 2015 Pazar

Eşya

Bir dünya eşyamı özgür bıraktım bugün.
Yararlı yararsız demeden, giyer miyim bir daha kullanır mıyım demeden.


Şu günlerde kaça ayrıldığımı ben de kendime soruyorum. Dört mü?
Biliyor musunuz insan her yerde ve her şekilde yaşayabiliyor. Yaşayabiliyormuş. Yaşayabilmeli de.
Sadece eline aldığın bir çantayla yerleşik düzendeymiş gibi.

Dünyada olduğunu.. Dünyadan geçtiğini.. Mülkün sahibi olmadığını..
Hatırlayarak, hissederek, içselleştirerek..


Ben de tıpkı göçen bir kuş gibi bir kaç yere bölünen eşyalarımla yaşamaya alıştım galiba..
Bugüne kadar okul için dahi gidip başka bir şehirde yaşayamam diyen ben,
Bugün artık dünyanın öbür ucunda bile yaşarmışım, yaşayabilirmişim gördüm.
Çok yumuşak bir hamurmuşum gibi yoğruldum.
İçimde mayhoş bir sevinç..

Ne kadar çok, ne kadar gereksiz şeye sahipmişim. Onlarsız da nasıl yaşıyormuşum..

O olacak, bu durmalı, şu ondan hatıra.
Olmayacak, durmasın ve hatıralar zihnimizde.

Gittiği her yere kök salabilen, iklimi sevgiyle kabul eden,
Bir avuç toprak ve bir bardak suyla yetinebilen pek mutlu bir çiçekmişim aslında ben.
Onca eşyamı daha çok sevecek kişilere verince daha bir anladım bunu.
Kurtuldum demeyelim de hafifledim tam olarak.

Yıllar öncesinde sırtında bir çantayla şehir şehir gezmenin peşindeki bir kız..


 'Sırtımda eski bir çanta, elde bavul, kaplumbağa misali; zihnimde gitmek, yollarda olmak hayali. Bir arayış ki kendim de bilmiyorum neden ya da neyi.'
Elif Şafak



14 Kasım 2015 Cumartesi

Çocuk

http://youtu.be/iO7ySn-Swwc

Bugün önemli bir şey öğrendim sevgili okur.
Eğer bir çocuğun söylediklerini dikkate almıyorsan; o çocuk zamanla kendini ifade etmemeyi seçiyormuş. Ve bu seçim ne yazık ki tüm hayatına yansıyormuş. 
Tahminimce bu durum o çocuk kalp için korunmasız hissetmeye yol açıyordur. Korunmasızım çünkü anneme ya da babama ne dersem diyim beni duymayacak, anlamayacak ve derdimi anlamazsa beni koruyamayacak gibi.. 
E onlar beni korumazlarsa beni kim koruyacak? Ben kendimi korumayı nasıl öğreneceğim? Gibi..

Bazen karşımıza çıkan insanları ilk kelimeden yanlış yazıldığı için kopartıp attığımız defter kağıtları gibi, bir anda buruşturuyoruz önyargımızla ve gözümüzün göremeyeceği uzak bir yere fırlatıyoruz.
Ne oldu da öyle bir tepki verdi bana, başından ne geçti ki böyle bir kişi oldu, derdini kime, kimlere anlatamadıki acaba!? Diye sormuyoruz.

Çünkü yargılamak çok kolay sevgili okur. Yargılarken oh ben neyseki öyle değilim diye içten içe bir kibre kapılıp, mutlu hissetmek daha da kolay.

 Ama işte bazen o buz dağının görünmeyen yüzünü görsek dünya belki daha başka bir yer olurdu diye düşünüyorum ben.

Dinlesek o çocuğu, acısına ortak olsak; olmak istesek.. 
Artık duysak, bari artık duysak, zaman geçti demesek..

Ama görüyorum ki bu tür durumlarda karakter hep bayatlamış bir ekmek kadar sert. Müdahale etmeye çalıştıkça ufalanıyor belki ama asla yumuşamıyor. Çocukken ne tepki verildiyse büyüyene de aynı tepki veriliyor aile tarafında; çocuk ise çocukluğunda ne tepki aldıysa büyüdüğünde de herkesten o tepkiyi alacağını sanıyor.

Söyle diyorum, anlattırıyorum, 'söyledim işte bak ne değişti yine bildiklerini okudular oluyor cevap. En iyisi susmak, hiç söylememek, kendi acımı kendime hatırlatmamak istiyorum' oluyor.
Sanki bir cam bardak hiç durmadan kırılıyormuş da içimde bir yerlere batıyormuş sürekli gibi hissediyorum, 
duyarken bu sözleri..


Ah çocuk, keşke hayata olan güveninin üzerine, kopkoyu bir balçık gibi dökülen o kara günü çıkartabilseydim anılarından.
Keşke özel bir çocuk olduğunu bilerek her günümü sana verseydim, okulda neler yaptığını dinleseydim akşamları evde..
Boncuk gözlerine korkudan önce tüm kalbimle gülümsemeyi bırakabilseydim,
Hayata karşı bu tedirginliğini bir hırka gibi söküp alabilseydim üzerinden,
Ve keşke annen olabilseydim gerçekten, keşke seni koruyabilseydim..

Ah çocuk.. 

6 Kasım 2015 Cuma

Omuz


Anlatamadıklarımı anlamanı öyle çok isterdim ki sevgili okur,
Ben anlatmadıkça, senin anlıyorum diyen gözlerle bakmanı..
Yazamadıkça daha net okumanı isterdim.
Okuyabilmeni.

Sonra hiç bilmediğim bir yerlerde hiç bilmediğim bir yoldan geçmeyi..
Ki havası zaman zaman çok sıcak olsa da çoğunlukla buz gibiymiş mesela oranın..
Evler çok katsız ve insanları hep güleryüzlüymüş mesela..
Ama belki çocuklar çok esmer ve belki de içleri hep bir hüzün kaplıymış..
Niye böyleymiş bilmiyorum ben, keşke olmasaymış böyle, keşke her gördüğümde içimde koşup sarılıp göğsüme basma isteği duymasaymışım.. 
Ama öyleymiş, 
Ve öyleymiş işte..


Sanki yol boyunca ağaçlar varmış da bu ağaçların irice bir avuç gibi açılan turuncu yeşil yaprakları, sahipsiz kumsallardan toplanmış kumlar gibi dökülüyormuş biz yürürken..
Senin dikkatin dağılıyormuş böyle olunca..

Yerlere dökülüp uçuşanları izlerken, çatırt diye en kuru olanına bastım, bak!

Böyle basınca acaba bir böceğin yuvası var mıydı ve ben onu bozdum mu acaba diye düşündüğümü,
İçimin üzgünlüğünün gözlerime yansıyıp yansımadığını merak ettiğimi,
Bu solan mevsimin her an yeni açmış çiçek tarlasına dönüşebileceğine nasıl da kalpten inandığımı

Ve tüm bunlar olurken aklımdaki kötü düşüncelerin bir bir uçup gittiğini,
Bilmeni çok isterdim.

Tüm bu masalları senin için kendime yazdığımı,
ve insanın kelimelerle seyahat edebildiğini tam da o yaşlarda öğrendiğimi,
ve taa o günlerden bugünlere, bu seyahatlerimde aslında seni de hep yanımda taşıdığımı bugün artık yeni farkettiğimi..

Bilmeni çok isterdim.

4 Kasım 2015 Çarşamba

İşte

Sonra hiç bilmediğim bir yerlerde hiç bilmediğim bir yoldan geçmeyi..
Sanki yol boyunca ağaçlar varmış da bu ağaçların bir avuç gibi açılan yaprakları dökülüyormuş biz yürürken..

Yerlere dökülüp uçuşanları izlerken, çatırt diye en kuru olanına bastım, bak!

Böyle basınca acaba bir böceğin yuvası var mıydı ve ben onu bozdum mu acaba diye düşündüğümü,
İçimin üzgünlüğünün gözlerime yansıyıp yansımadığını merak ettiğimi,
Bu solan mevsimin her an yeni açmış çiçek tarlasına dönüşebileceğine nasıl da kalpten inandığımı

Ve tüm bunlar olurken aklımdaki kötü düşüncelerin bir bir uçup gittiğini,
Bilmeni çok isterdim.

Tüm bu masalları senin için kendime yazdığımı,
ve insanın kelimelerle seyahat edebildiğini tam da 4 yaşımda öğrendiğimi,
Ve taa o günlerden bu seyahatlerimde seni de hep yanımda taşıdığımı bugün artık yeni farkettiğimi de öyle..

2 Kasım 2015 Pazartesi

Ilık süt masalı

http://youtu.be/sQ72BgWnAYk

Tekrar yazabildiğime göre hele evden bahsedebildiğime göre içimde iyileşen bir yerler var demek ki artık bu konuda diye düşünmeye başladım bugün..

Yine de hala çok özlüyorum. Özellikle odamı..

Sanki koşup gitsem orada bulacakmışım da kokusunu yine içime çekebilecekmişim gibi..

İnsan böyle zamanlarda çok uzaklarda yaşayan akrabaları olsun istiyormuş biliyor musun sevgili okur? 
Uçağa falan değil ama sanki otobüse binip saatlerce yola bakarsan geçecekmiş gibi geliyormuş.. Hani böyle yollarda arada bir karşına çıkan koyun sürülerini görünce istemsizce gülümsersin ya işte ondan olsun olsun istiyormuş.. 

Ama asla tatile gitmek gibi değil. Değil çünkü bu başka bir his.
Bu kaymayan bir zeminde, ne olacağını ve hep ne olduğunu bilebilme hissi.

Toprakla havanın birleştiği yere bakarken birden gökyüzünün pembeleştiğini görme hissi.. 
Yol akarken, yolun anılarına karışması gibi..

Ve sanki o otobüsten inince gideceğin yerden çok eminmişsin, hep tanırmışsın da uzun süredir gidememişsin gibi.. Büyük bir annenin dizine yatıp, saçlarını okşamasına izin verecekmişsin gibi.. Böyle kendi saçlarının mis kokusunu içine çeke.. Çünkü öyle olur hep ve gözünü araladığında masada senin için getirilmiş bir bardak ılık sütün lezzetini damağında hissediyormuşsun gibi.. 

Bahçedeki yaşlı tombik ağaca sarıldığın zamanları hatırlama hissi gibi.. Çocukluğun bilir bu ağaç nasıl önemliydi.. Gibi..
Sanki böyle bir ağacım hep varmış ve çimenlerine hep yatarmışım gibi.

Biliyorum bir yerlerde bu masal bir gerçek sevgili okur,
Ve sen bu gerçeğin hatrına sanki bana dönüşmüşsün gibi tadını çıkar o ılık sütün olur mu? 
İçine çok azıcık bal da koymayı unutma, 
çünkü hani az önce ben olmuştun ya,

Unuttun mu hemen?




1 Kasım 2015 Pazar

Bukalemun

http://youtu.be/wSy_TxOid6k

Diyorum ki bu binaların da bir kalbi var. Bazılarınınki hızlı atıyor. Kimileriyse daha yavaş.

Çocukken bazı sokaklardan geçerken derdim ki anne bak bu bir florya evi, şuysa resmen erenköy.. Annemin ne demek istediğimi hiç bir zaman tam olarak anlayamadığını çok seneler sonra farkedecektim..
Bazı şeyler siz istemeden kafanızda yer ediyor, size uyumsuz geliyor ya da gelmiyor işte..

Yeşilyurt tam bir şantiyeye dönüştü şu aralar. Sokak aralarında dozerler. Bahçe çitlerinde dozer izleri. Arsa çevrelerinde şu gri perdeler. Bina önlerinde kum yığınları. Baretli adamlar. Binalarını görmeye gelen ev sahipleri.

İşin kötüsü bu binalardan bazıları semtin kimliğine sadece uymazken, bazıları o kimliği parçalıyor. Çok azıysa buranın bir parçası olabildi ya da olacak.

Parçası olmak. Kendi kendime söyleniyorum, yapmadan önce kimse mi görmedi buna nasıl evet dediler diye.

Sanki kocaman bir yaratık gelmiş de kocaman elleriyle İstanbulun bambaşka semtlerinden binaları söküp koparmış ve tam da buraya bırakmış gibi olduğunda..

Düşünsene sokağın, caddenin ortasına bir imza at ve o imzayı herkes görsün diyorlar ve sen de gidip en kötü kalemi ve yazı yazmadığın elini seçiyorsun, ortaya bu denli kötü bir şekil çıksın diye. Hayır, bana kalırsa kimse bile isteye bunu yapmaz. O zaman daha da kötüsü geliyor aklıma, demek ki onun en iyisi bu, onun tarzı. En güzelini yaptım zannederken dokuyu mahvettiğini dahi anlayamayacak ölçüdeki stili. Kapasitesi.

Keşke mühendis ve mimarlar doğup büyüdükleri yerlere ait yerler yapsalar hep, doğup büyüdükleri yerlerde.. Ya da nereye gidiyorlarsa oranın bir parçasıymış gibi birden dönüşebilseler. İçlerinden gelse. Farketmeden olsa. Olabilse. Olabilenlerden seçilse. Minik ve hızlı bir bukalemun gibi. 

Kötü restorasyonların yerini sevgiyle kaplı bir tarihi bilgi harcı almaz mıydı o zaman? Her kafadan bir ses çıkmış binalar değil de, uyum ve zarafet içinde dans eden girişler, kendinden yorulmayan merdivenler, iyi ki burada kahvaltı yapıyorum dedirten mutfaklar..

Sadece senin doğrun yok, yaşamadığını zannettiğin cansız şeylerinde özel ve kalpten doğruları var işte..
Yaklaş,
Dinle.
Görebilirsin.

31 Ekim 2015 Cumartesi

Hayat çünkü sen hep en tatlısın ❤️



Bu şarkı..
Sarılı yeşilli alabildiğine uzanan tarlalar..
Mesela bu notalarla esen rüzgar tüm o uçsuz bucaksızlığı okşuyor.. Tarlalar bundan hoşnut, sanki gizli gizli gülümsüyor. Bahçelerde yıllar önce ekilmiş meyve ağaçları, uçuşan hava onları da besliyor.. 
Bahçesinde salıncak olan bir ev var. Çimenlerinde bebek böcekler ve de çocukların unuttuğu oyuncaklar olan.
Akşamları çocuklar çığlıklaşarak babalarını karşılarken, mutfakta bir tatlı telaş.. İçerlerde bir yerlerdeyse hep gizli saklı, eve sinmiş sabun köpüğü kokusu.. Ara ara kokusu geldikçe evdeyim diye hissettirir ya. Hah işte tam da o.

Köpeğin bir kulübesi olmalı.. Kirpininse bilmediğimiz bir yerlerde açtığı minicik çukurlar.. Yerlerde bazen kuru yapraklar, bazen pencerenin önüne birikmiş kar, bazen ışıl ışıl yıldızlarla dolu bir gece, bazense can yakan turuncu güneş.. 

Tüm bu anlar minik hortumlar oluşturmuş, döndükçe dönüyormuş.. 60lı yıllar bitiyor, 70li yılların enerjisi tüm ruhumuzu sarıyormuş.. Masalarda biriktikçe biriken kitaplar, çizgiler ve yazılar için uçları açılmış ya da öylece açık kalmış kalemler.. 

İnsanlar da evler de sonsuza dek seveceğim o tarzda giyinmeye başlıyor ve mütemadiyen bu yıllarda kalabilmenin bir yolu olabilseydi diye düşündürmeye başlıyormuş..


Bugün sürekli mutsuz mutsuz söylenen bir arkadaşım, sen hep mutlu olduğuna göre halinden memnunsun gibi bir laf etti.
Evet çok şükür, öyleyim.
Ama sürekli her halimden mutlu ya da memnun olmam, durumun güçlüğü karşısında sakinliğimi korumam; korumaya çalışmam ya da işte her neyse; bu her şeyin zor olduğunu düşünmediğimden, görmediğimden falan değil fakat belki kabullendiğimden kaynaklanıyor olabilir.. 

Ona demek istedim ki aynı durumun içinden geçiyoruz; sen sürekli söylenip dünyayı cehennem gibi yaşamayı seçiyorsun. Bense bunu yapmıyorum; hepsi bu.
Durumun diğer pencerelerine çıkıyorum hava almak için..

Hiç bir şey yapamıyorsanız bile sadece söylenmemeyi deneyebilirsiniz. 
Belki bir şekerlik olur, belki pembe simli tozlar gelir üzerinize dökülür de şaşırır birden mutlu olursunuz.


Mutlu olmaya çalışmayın, bu öyle koşup yakalanacak bir şey gibi mi görünüyor? :) mutsuz olmayın sadece. 
Bu, yetecek.




29 Ekim 2015 Perşembe

Zerre

Seneler sonra anladım ki; o gün hayatımın en doğru kararını vermişim.
Bin şükür.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Bugün


Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin, 
bugün dudağında başka bir tad var, 
boyunda başka bir yücelik. 
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan. 
Ayın gökyüzüne bugün sığmamış. 
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş. 
Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle, 
bir başka kavga var dünyada senin yüzünden, 
dünyada bir başka gidiş 
Biz senin gözlerinden gördük 
arslanlara meydan okuyan o ceylanı, 
Başka bir ovası var o ceylanın bugün 
iki cihandan da dışarı 
Seven insanın ayağı mı yok, 
işte ona ölümsüzlük kapandı. 
Yukarlarda onunla uçar gider. 
Gözlerinin denizinde onu arama. 
O inci bir başka denizde. 
Bakarsın bugün sever bu yürek, 
yarın sevilir bakarsın. 
Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

#mevlana #şemsitebrizi 

3 Ekim 2015 Cumartesi

Güz

Şimdi o kahvede, kuşlar yine dalıp çıkıyorlardır suya. İçerisi sıcacık, balkonunda rüzgar..


13 Eylül 2015 Pazar

Bak

'ilk aşk hikayesi dinlediğim anda,
ne kadar kör olduğumu bilmeden
seni aramaya başladım.
sevgililer sonunda bir yerlerde bir araya gelmezler;
onlar ilk baştan beri birbirlerinin içindedir aslında.'


Rumi

31 Ağustos 2015 Pazartesi

Gel


Durma, çabuk gel, gelmem deme. 
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, 
senin şânına sadece gelmek yaraşır.

Mevlana

2 Haziran 2015 Salı

Ya da öyle bir şey

Bugün nasıl dönüşen ve nasıl keskin ve bir o kadar da bahar kokulu bir gündü.
Bambaşka şeyler yapacakken bambaşka şeyler yapmış olarak buldum kendimi öğlenin sonunda. Ve sonra döndüm kendime dedim ki bu açık kalan pencereden içime dolan rüzgar, bu yanaklarımı ısıtan güneş, bu taze çimen kokusu.. Hepsi hepsi senin mutluluk veren sesin işte..

Bu mavi yeşil küre.
Bu içimin sevinci pembe çiçekler.
Bu ruhumla uçan hafif kelebek
Ve bu parmak uçlarımdan akan sıcacık mutluluk
Beni deli bir kız mı yapıyor?

Sanki kalbimde erimiş de hep
Kalbini eritmek için.
Kalbinden erimiş çünkü.
Ya da öyle bir şey..

31 Mayıs 2015 Pazar

Çıt

Son pazar.
Bir şiir var okudukça kalbimi kırıyor. 
O şiir ki resmen sindi üzerime.. Canım yazmak istemiyor anlatmak hiç. Veda ettiğini bile bile veda edemiyor çünkü insan. En azından ufak bi umut kırıntısı kalsın istiyor. Geri dönünce bulabileceği bir anı.. Yıkılıp gidecek, un gibi uçuşacak çünkü..

Kafam dağınık, kafam sarhoş. Aidiyet duygusu ki zihnimizde sadece. Ama diyorum belki bir küçük biblo gibi alıp saklayabilsem odamın kokusunu bir cam kavanozun içinde. Olmaz mı yani?
O kavanoz ki dünyanın diğer ucunda da olsam gözlerimi kapatınca beni buraya getirebilse. Burası işte. Burası dünyamın merkezi. Dengemi ararken kaybetmekten yorulduğum nokta.
O nokta ki ne kadar uzağındaysam o kadar yakın. Ve yaklaştıkça yitip giden.
Öyle bir gitmek ki yanında istemiyor kimseyi. Öyle bir kimse ki zaten hiç olmamış.
Bir avuç toprak bir avuç suyla fazla kök salmadan yaşayabilmeli insan.
Bir valiz bile fazla gelmeli giysilerine. Sonra okuduğu kitaplara acımamalı belki çok sevse de vazgeçebilmeli. 
Öyle bir vazgeçmek ki zaten hiç sahibi olmadığını bilerek. Peki ya kendini ne yapsın? 
İnsan kendinin sahibi olabilir mi? İnsan kendinin ancak uzağında yaşabilirken tümden mülkiyetsiz hissedebilir mi? 
Gider gitmez yapacağım ilk iş minik fidanlar ekmek olacak bahçeye. Gün be gün büyüdüklerini görmek için. Hatta sana bile resimlerini yollayabilirim sevgili okur; umudun çok yeşil bir soğan gibi en elverişsiz ortamda bile yeşerebildiğini beraberce görmek için..



şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi 
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu 
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde 
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin 
tütmesi gereken ocak nerde?
İsmet Özel

7 Mart 2015 Cumartesi

Çekip

Bugün ya da bir kaç gündür içimdeki dalga ve ben, yaşamaya dair'i milyon kere dinlemişken; tüm hücrelerimle sindirmişken, genco erkal tekrarladıkça tekrarlarken..

Çekip gidesim var hiç bilmediğim o yerlere, birbiri ardına farklı şehirlere,
Çekip gidesim işte. Öylece tek bir çantayla sırtımda. Neyi ya da kimi aramadan, yanıma katmadan.

Yoldan geçen bir kaplumbağaya yardım etmeye belki
Anne diye ağlayan bir çocuğa sarılmaya..
Belki kendime bir elma şekeri yapmaya
Ya da senin yaralarını sarmaya sevgili okur..

gidebildiğimi görmek için gitmeye..




2 Mart 2015 Pazartesi

Bu ara

Yazılmak için biriken tonlar

Ve o kafayı toplayamayan merve.

Buselik makamına.

Dahi vakit yok.

27 Şubat 2015 Cuma

Roman okudum seni düşündüm

Bende tarçın sende ıhlamur kokusu
Yürürüz başkentin sokaklarında 

Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi
Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma 

Ayrılık lafları etme sevgilim
Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa 

Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz
Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da 

Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da
Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa 

İşimiz mi yok, şu Akay´a sapalım istersen
İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna 

Börekçi! diye bağır istersen şurda
Kısmet çıkar -sanırım- Emek´te oturan kıza 

Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben
Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda? 

Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim
Madrid´te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu
Londra´da 

Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?
Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca 

İnan Selimiye´nin minareleri gibisin
Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya..

Cemal Süreya

22 Şubat 2015 Pazar

Plak

Yol, yolcu, yoldakiler, yolda kalanlar, yoldan geçenler, yollar yollar işte. 

Dünyanın bir yerlerindesin şimdi biliyorum. Tanımasam da seni hissediyorum. 
Benim de burda aynen böyle olduğumu bilmenin tuhaf huzuru içinde..
O dünya ki hırpalanmış belki; o dünya ki belki her yanda çiçekler açmaya doyamıyor.
Hangisi?

Geldiğinde bana anlatacağın masalı oluşturuyor.
Geldiğinde
Ki yollar yürümekle bitmez, öğrenmişsindir.
Ki o yollar su gibi seni bana akıtıyor.

Belki gördüğün binalar yıkık; belki bastığın toprak çöl olmuş 
Ya da belki hep yağmur yağıyor senin gökyüzünde..
Bilemiyorum ki.. 
Hangisi?
Sen en iyisi,
Kana karışan tatlı bir şarkı mırıldan.
Zihninin içinde bir yerlerde, beni tanıdığın o en eski günlerden birini hatırlatsın sana..

Takılmış plak gibi,
Çalsın çalsın dursun.

Çalıp çalıp durur ya hani,
İşte öyle.

8 Şubat 2015 Pazar

Yol

"Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak fakat arkana bakma... 
Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de... Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.

Yolcuya bakıp yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil, asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal...

“En doğru yol; en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar. Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma. Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan sözedenler, aşıkmış gibi davrananlardır, gerçek aşık olanlarsa, dikenini de severler. 

Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat şu gerçeği de hiç unutma: Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metrekoşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış klavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. 

 

Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın, merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. Doğru yol insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.

Yolda vereceğin her molayı özeleştiri durağında vermelisin. Unutma, tevbe özeleştiridir. Kendisini hesaba çeken, başkalarınca hesaba çekilmekten kurtulur. Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabiliri. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir. Bir şey daha: Pusulayı sahte manyetik alanlardan, parazitlerden, nesnelerden uzak tut. İbreni saptırırlar da haberin olmayabilir.

Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkiisini iyi hesap etmelisin. O'ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin. Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkuların tuzağıdır, yani kendi benliğinin sana kazdığı tuzak."

Halil Cibran.

10 Ocak 2015 Cumartesi

Would you?

Dünyadaki en zor anlardan biri evlenmek isteyen kişiye, kimseyle evlenmek istemediğinizi anlatamadığınız andır.

8 Ocak 2015 Perşembe

Tek

Ben miyim ben, sen misin sen, ben mi sen?
Ben miyim, sen sensin elbet, sen de ben.
Ey hatemli yar, seninle bir tekim.
Sen mi bensin, ben mi sen, geç şüpheden.

Hz. Mevlana

3 Ocak 2015 Cumartesi

Küçük meseleler

Günlerce kendimi suçladığım bi olay vardı.
Hani kendinizi boşverip tamamen karşınızdakini aklamaya ama tüm gücünüzle aklamaya çalıştığınız bazı durumlar vardır.
Kafanızda kurar da kurarsınız. Kendimi daha başka nasıl suçlayabilirim diye sebepler yaratırsınız. Karşınızdakiyse öyle suçlu  ve öyle pişkin ki tüm bu suçluluk hissini size püskürtmüş.
İşte
Bu da
Onlardan biriydi.


Yapmayın öyle gerçekten. Cidden yapmayın çünkü değmez. Değmediğini de Allah gösteriyor size zaten bir şekilde hem de pat diye. Temiz kalbinizi bozmayın yeter, inanın bir anda karşınıza çıkartıyor. Şeytan mı dürtüyor, olmayacak kişilerle yolda mı karşılaştırıyor ama bir şey oluyor. Ve o andan itibaren de yüzeysel bir tiksintiyle başbaşa kalıp yenileniyor ve ardından şükürler olsun iyi ki böyle olmuş diyorsunuz. 

Bilirsiniz yandığınızda o bölgenin tüm derisini yüzerler, yüzerler ki taze deri oluşsun. Kendinize acımayın ve bu acı hissinden de korkmayın. Tamamen soyun. Etinizi bi görün. Görün ki bir an önce iyileşmeye başlayın artık. 

İyileşirken aynaya bakın, yüzünüzdeki gülümsemeye hayran kalın yeniden. 
O zavallıyı da bırakın gitsin. 
Bu hayatta Mevlana'nın da dediği gibi insan aradığı şeyde gizli. Bırakın aradığını bulsun. Bulurken diliyorsa yakıp döksün. Ama artık izin verin sizden uzak olsun. Kötü birine kötü bir şekilde cevap vermeniz inanın sadece sizi yoruyor. Ben böyle durumlarda sadece benden uzak olması için dua ediyorum. Tavsiye ederim.

Yürüyün, kalmayın orda..
Yürüyüp gitmenin dayanılmaz bir hafifliği var çünkü..