4 Şubat 2017 Cumartesi

İnan

Güçlülükten falan değil. Gerçekten iyiye inandığın için mutlu ol ve mutlulukla gülümse♥️ eskisi gibi, negatife geçit verme♥️🙏🏻♥️🙏🏻♥️🙏🏻♥️

Elinde olsa

Hastanedeyken hep şey diye düşünürdüm:

Tamam biz şimdi burdayız ama bazıları doğumda, hatta belki tam da şu an bi sevinç kahkahası patladı. Ya da gözler dolu dolu oldu ilk karşılaşmanın verdiği şaşkınlıkla..

Bazıları düğünde, en mutlu günümüz diye bağırıyor. Halay çekerken topuklu ayakkabısı sıkıyor bir kadının, kocaman derde dönüşüyor bu durum, ah diyor bunu buldum giyecek. Erkekler gülüyor, kadınlar gülüyor, çocuklar koşuyor..

Bazıları işten çıkmış şu saatte. Kaç gündür duş alamamış eve gittiği halde, çok yorgunmuş çünkü. Karısını görememiş, çocuğunun saçı kesilirken gülümseyememiş.

Hayat işte sevgili okur. Kimileri doğumda, kimileri düğünde kimileri hala çalışıyor, kimileriyse doktorun ağzından çıkacak 2 kelime için öylece camdan dışarı bakıyor..

Rüzgara dönünce yüzünü insan, gülümsüyor işte, elinde olmadan en gülümsemeyeceği şeylere bile.

Elinde olsa..

31 Ocak 2017 Salı

Emri olur

Hiç değil.

Vazgeçmenin, bırakıp gitmenin sırası hiç değil.
Dalga geldi. Devasa görünen bir dalga hem de, öyle ki denizin tatlı maviliğini alıp götürmüş lacivertten de koyu simsiyah etmiş. Yüzmeye çalışmak değil, karaya varmanın peşine düşmek hiç değil, hele hele debelenip çırpınmak mı? Asla. 

Tek gereken yüzeyde kalabilmek. 
Öyle ki sadece yüzeyde kalabilirsen yaşayacağını bilirmişçesine. Çırpınırsan batacağına eminmişçesine.
Karayı ararken yönünü tümden kaybedebilirmişçesine..
Sadece yüzeyde kalmak, tek ihtiyacın olan.

İnsan bazen kendi duygularıyla arasına kocaman kalın bir duvar örebilmeli, örebilmeli ki çırpınmasın boş yere.

En sevdiğim dondurmayı düşünüyorum şimdi mesela ben. Hani şu yoğurtlu olanı evet. Yanına fıstık ezmesi, browni, çilek falan da koydurmuşum.
Sessiz sedasız bir köşede dalganın geçmesini bekliyorum. Beni yutmadan, alıp bir balığın öğle yemeği yapmadan, gökyüzüne kaldırıp en yüksekten beton gibi sert suya bırakmadan..

İstiyorum ki dalga beni görmezden gelsin.. Ben kenarda dondurmamı yiyorum. 
Benim bir bildiğim var sevgili okur. 
Benim bir sevdiğim var.

İnsan sevince vermek istemiyor işte ama tasavvuf diyor ki verin gitsin.
Sevmeyin diyor, kalbiniz paslı bir bıçakla oyuluyormuş gibi hissetmezsiniz böylesine çok sevmezseniz diyor.
Zaten senin değil, bırak diyor. Sahibi bilir diyor sevgili okur, sen sadece bir evlatsın diyor.

Derin bir nefes aldı kalbimde bir kız çocuğu az önce. "Dile kolaymış merve, söyle onlara bunu aynen böyle söyle" dedi bana.
Ben de ona dedim ki keşke tüm dünyayla kucaklayabilsem seni ve vermesem kimseni kimseye..

Kucaklayabilsem ve desem ki; ben yanındayım, korkma, hepsi geçecek.
Hepsi geçecek sevgili okur,
Hepsi
Geçecek.

"Gülümse, hadi gülümse
Bulutlar gitsin.." 


23 Ocak 2017 Pazartesi

Teşekkür

Kalbimde bir umut,
Her şeyin iyi olacağına dair..

Sanki en güzel sözleri duymuş gibi mutlulukla şükrediyor gibi Allah'a,
Kalpten şükürler olsun her şey için..

8 Ocak 2017 Pazar

Kek dilimi

Şifa nedir sevgili okur? 
Yarayı kaşımak mı? Yaranın iyileşmesini engellemek mi? Yaradan akan kanları seyredip ölmeyi beklemek mi? Yaradan sürekli şikayet edip onun iyileşebileceğine asla inanamamak mı? Eşe dosta yaram var diye anlatıp sana acımalarını sağlamak mı ya da tam tersi eşten dosttan yaranı saklayıp gören olursa acıyacaklarını sanmak mı? Yarayı marangoza anlatıp çözüm aramak mı yoksa veya yaraya tuz basmak mı? Görmezlikten gelmek mi? Sürekli oraya bakmak mı?

Nedir okurum söyle şifa nedir? Nerede bulunur? 

Mesela acını öfkeni zehirli bir dille kusmak? Sana dokunan kim varsa hızla yakmak? Kalp kırmak? 

Bunlar iyi eder mi seni? Dokunur mu ruhuna? Başkalarını üzünce geçiyor mu gerçekten, elindeki diğer sağlamları bozunca hafifliyor mu ruhun?

Söyle, mutsuzluğunu bulaştırmak şifa veriyor mu gerçekten?
İtiraf et, vermiyor de.
Ama hayır o eski yöntemler güvende hissettiriyor değil mi?
Hep yaptığın usulle yapmak, hep yürüdüğün yoldan bir daha geçmek, çözüm olmadığını bilsen bile yine ısrarla hep aynı kelimeleri sarfetmek ve kendini bir kurban sanmak itiraf et garip bir huzursuz huzur veriyor kalbine. Hastalığımla mutluyum, kim içecek şimdi o tadı kötü ilacı diyorsun içinden.

Yoksa  görüyorsun biliyorsun bal gibi, bu yaptıkların kendini olduğundan daha da kötü bir noktada görmeni sağladığını.. Olduğundan bitap. Olduğundan güçsüz.

Hatta belki acınası, yok yok evet tam anlamıyla acınası. Çünkü neden sen de bilmiyorsun ama kendine acımak hoşuna gidiyor.


Eski insanlar böyle çaresiz dönemlerinde, hayat onları cezalandırmasın artık diye, birini seçer kurban verirlermiş tanrı diye inandıklarına.
Elleriyle seçip, bir güzel bağlayıp diri diri yakar ve yakarken de soğukkanlılıkla izlerlerlermiş. Çözüm olmazmış bu ama yine de yaparlarmış neden biliyor musun? 

Çünkü hep böyle yaparlarmış da ondan, hep ve aynı şekilde.
Hep ve aynı şekilde.
Hep ve 
Aynı şekilde.


Sen dünyaya nasıl bakarsan, o da sana öyle bakarmış.
Hep hatırla bunu.
Gülümse dünyaya, o da sana gülümseyecek hemen,
Ağlarsan o da ağlar, unutma.


Keşke kırabilsem, kırabilsem o kalbinin etrafını saran pis kokuşmuş tortuyu, 
Kırabilsem de versem ellerine kalbini, aslında nasıl da yumuşacık olduğunu hatırlatsam sana,
Çevrendeki herkesin de böyle işte bak diyebilsem..

Biliyorum hep kendin, sen, öncelikli olmak istiyorsun ama işte çevrendeki tüm kalpler istiyor bunu birbirinden hep habersiz diyebilsem..

Bunlardan da öte, demekten falan işte hep öte,
Sana duyurabilsem..

Sadece senin kalbin kanamıyor sevgili okur,
Dikkatli bakarsan herkes yanına yöresine pamuk bastırmış bekliyor kanı dursun diye,

Sen böyle yaptıkça,
Yaraya yara ekledikçe, 
Düşünmeden yırttıkça, yırtıkları açtıkça..

Zehir sızıyor içeriye, yaşama olan bağların gevşiyor. 
Sıcacık fincanında mis kokulu çaylar soğuyor.
Bir dilim kek taş oluyor, 
yutulmuyor. 



14 Eylül 2016 Çarşamba

Aşk

Bugün zeki müren dinleye dinleye karşılıksız aşka düşsem de dert deryasında yüzsem kıvamına geldim sonunda. 


Şaka şaka sevgilimi kızdırmayalım. ;)


Ama yani arkadaş,

O nasıl içli şarkılar, o nasıl içi yanmışlık. Kavrulmuşluk, köze dönmek ve üzeri yani.


Düşünürken araştırırken bu durumun içlerinde bir yerlerinde bir şeyler öğrendim, eh pek tabii sizinle de paylaşmak istedim. 


İnsanın asla sahip olamayacağı bir kişiyi/nesneyi tutkuyla sevmesi; geçmişteki depresif ya da çok kaygılı annenin normal haline özlemiymiş aslında. 


Efendimm, 


Kayıp obje imiş bu özlediği anlamlandırdamadığı hissettiği yoksunluğunun adı da. Annenin yani, kayıp, çünkü aslında.. var olmasına var da duygusal açıdan tam olarak yok. 


Anne önemli. Çünkü çocuk ömrünün kalanında diyor ki: anne senin sevgin ulaşılmazlık demek ve anne senin sevgine ihtiyacım var. O zaman annemin sevgisini ulaşılmazlıklarda hissedebilirim ya da bunu sanarım.


Yani onu terkeden ya da reddeden kişiye takıntılı bir biçimde aşk duymak aslında erişilemez/kayıp anneye olan özlem girdabında kişinin aylarca/yıllarca yüzmesinden başka bir şey değilmiş. 


Bu durumda kişi kendini kendi takıntılı aşkında boğulmuş bir kurbana dönüştürürken sadakati daha da artıyor. Reddedildikçe ya da aldatıldıkça kayıp objeye duyulan bağ da derinleşiyor


Kemal Sayar bu konuda "kronik sadakatsizlik ve obsesif aşk, erken bağlanma bozuklukları temeline dayanan, özünde, kemikleşmiş deruni boşluğu yaşamaktan kaçınmak için kullanılan defansif manevralardır. Bu tip obsesyonlarda afişe edilen tutku, çocukluk döneminin kayıp annesine duyulan bilinçdışı bir özlem ve bu kaybı kabullenmedeki yetersizlik tarafından tetiklenmektedir: kayıp objeyi kompulsif, gereğinden fazla bir arayış." 

..


"Kişi objeye karşı tiryakilik yaratan bir özlem içindedir ve obje psikolojik olarak kişiyi tüketir. Bu sapkınlık, ihanet ve daimi kovalama serüvenine hem kurban hem de aldatan iştirak eder, her biri diğerini doyumsuz bir şekilde harcar, psikolojik boşluğa karşı dehşetli bir mücadele içerisinde güç ve kontrol için rekabet ederler." diyor.



Yaşanan bu durumların insanı bambaşka biri olmaya itmesi..


Bambaşka biri olacakken bak ne oldun? Der gibi..

Kavuşamadıkça kavuşamayan Zeki Müren sayesinde tasavvufla ilgisi olduğunu sandığım şeyin aslında bilimin net açıklamalarıyla kaplı olduğunu öğrendim. 


Pis bi tutkalın eline bulaşması gibi..

Sarhoşken dövme yaptırmak gibi..

Ama yine de çok tatlı değil mi yaa:))


Aşk. <3


2 Eylül 2016 Cuma

Sarsılırken

Sanırım en kötüsü artık umrunuzda olmayan "o an" oluyor.
Ya da en iyisi mi demeliyim? Bilemiyorum..
Bir şeylerden hatta belki kendi düşündüklerinizden yani kendinizden dahi vazgeçtiğiniz o an.

Hani böyle bazen çok zorladığınız, sıkıştırdığınız, ille de öyle olsun dediğiniz ve ardından tüm yorgunluğunuzla kendinizi kanepeye attığınız o an gibi bir bırakışla ipin ucunu bıraktığınız o an..

Bırakın tabi yaa..
Gülümseyin hemen ardından.. 
Şimdiye kadar bir yere çıkmadıysa o yol; dönün işte en bi keyifle.. Çıkmazı zorlamayın.. Çıkarına yürüyün.. Sağlıkla koşun, mutlulukla uçun, kalpler dökülsün bastığınız yerlere, tertemiz enerjiler taşsın bedeninizden..

Siz,
Sizi bulun. Onu duyun, dinleyin, yatırın dizlerinize de bir güzel ninni söyleyin, saçlarını okşarken gözlerine bakın, bakın ki söyleyemediği şeyler kaldıysa onlar da dökülsün gözlerinden..

Çünkü inanın kimse ama hiç kimse sizden değerli değil..

Ne o gece gündüz uğraştığınız proje, ne çözülsün diye çabaladığınız ama bir türlü çözülmeyen sorunlar ne o ne bu ne şu.. 

Bugüne kadar açılmadıysa bırakın tıkalı kalsın o lavabo.. Belki de düzelmek istemiyordur.. Ama işte o istemiyor diye siz niye kalacaksınız ki orada?

Hadi kalkın şimdi, toparlanın da gidelim. Yıpranmaktan vazgeçip yolumuza gidelim.. 
Gidelim ki gerçekten olmamız gereken yerlere geç kalmayalım..

Kalmayalım artık..