4 Eylül 2013 Çarşamba

İkinci

Aynı şeyi iki kere yapamazsın.
Aynı neyi?
Aynı şeyi.
İki kere çatlatamazsın aynı yerinden bir vazoyu.
İki kere ölemezsin mesela. Ölür gibi de olamazsın.
Aynı şekilde yutamazsın bir de. Yani aynı sanabilirsin belki evet; ama aynısı olmaz işte.
Aynı yoldan geçemezsin bir daha. Geçtiğin yol o artık, geçip gitmiştin hatırlasana. 
Tekrar edemiyoruz gördüğün gibi işte. Tekrarı tekrarlamanın tekrarı olmuyor.
Laf salatası.

İki kere kıramazsın bir kalbi. Kırık bir şeyi kıramayacağın için.
Ölüyü yaksan da gömsen de bir.
Ortadan kalkan bir şeyi tekrar yok edemeyeceğin için.

Bıraktığın gibi durmuyor hiç bir şey bak. 
Tekrar, tekrar diye bir şey yok'a karışıyor. Kanıma karışıyor. Tekinsizliğe bulaşıyor ve ardından. Ardı yok.

Bir sonbahar sabahı boğazın gri bir yağla kaplanmış gibi görünen sularını izlerken kahve içesim geliyor. Kahve içesim gitmez ki benim zaten hiç. 
İçimi hüzün falan da kaplamıyor. Bir kahve altı üstü. Önemsiz.

Kurukafalı yüzüklere takığım bu ara. Tırnağımla dişerini tıklattığım kurukafalara. Dikkat ettim de hiçbirinin dişi benimki gibi yamuk değil. Bir intizam isteği, bir inci gibi diziliş.
Boşversenize.


2 yorum: